Türkiye’ de çevresel hassasiyetin oluşturulması 1990’lı yıllarda başlamıştır. Bu çerçevede yenilikler yapılarak, toprak ve yeraltı suyu kirliliğini azaltmak amacıyla kanunlar ve yönetmelikler çıkartılmıştır. Ancak, yapılan kanunlara ve yönetmeliklere ek olarak, çevresel kirliliği engellemek için yapılması gereken daha birçok düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenlemelerin sanayi tesislerine göre değerlendirilerek, bir an önce hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

Akaryakıt servis istasyonlarında, yeraltı akaryakıt depolama tankları zamanla korozyona uğramaktadır ve yıpranmanın etkisiyle petrol ve türevleri toprağa sızmaktadır. Bu sızıntılar, petrolün yeraltı sularına karışmasına ve çevreyi kirletmesine sebep olmasının yanı sıra can kaybına mahal verebilecek yangın ve patlamalara da sebep olabilmektedir. Yeraltı sularına karışan petrol ve türevleri insan sağlığını tehdit etmekte, yeraltı sularının evsel amaçlı kullanıldığı yerleşim bölgelerinde ise meydana gelen tank sızıntıları ele alındığında, bu tehdit giderek daha da tehlikeli bir hal almaktadır.

Maalesef, birçok istasyon bu sızıntıları erken tespit edememekte ve çevreye doğrudan ve dolaylı olarak zarar vermektedir. Ülkemizde, bu durumun çevre ve insana etkisi düşünülerek, yeraltı tankları kurulumu ve kullanımı ile ilgili ciddi yaptırımlar ve zorunluluklar getirilmiştir.

Türk Standartları Enstitüsü – TSE 12820 Standardı “Akaryakıt İstasyonları Emniyet Gereklilikleri” kapsamında vurgusu yapılan “İstatistiksel Envanter Kontrolü” sadece akaryakıt servis istasyonlarında meydana gelebilecek sızıntıları erken tespit etmekle kalmayıp, toprak kirliliğinin ve bunun neden olacağı tespit ve temizleme maliyetlerinin önüne geçerek, hem çevresel hem sosyal hem de ekonomik çerçevede sağladığı yararlar ile “Sürdürülebilirlik” kavramının tüm boyutlarını içermektedir.

 

Yeraltı Akaryakıt Depolama Tankı Sızıntıları ve Çevreye Etkileri